AKHİSAR KULİS HABER

GAZETECİ

GAZETECİ
Melda Aslı( meldaasli@akhisarkulishaber.com )
Melda Aslı’nın kaleminden “Başka Açıdan” adlı fark yaratan yazıları her Pazartesi akhisarkulishaber.com’da.
10 Ocak 2022 - 4:16

Teknoloji, hepimizin hayatında günbegün daha çok yer ediniyor. Çoğumuz sabahları uyanmak için cep telefonlarının alarmlarını, sabah kahvemizi hazırlarken akıllı makineleri kullanır olduk. Şu an olmazsa olmaz gibi düşündüğümüz cep telefonlarının hepimizin hayatındaki yeri ortalama 20 yıl öncesine dayanıyor. Örneğin mektup yerine mesaj kullanılması kılık değiştirmiş bir eski dost gibi. Bizim bir eski dostumuz daha var: gazete.

Daha önceki bir yazımda da bahsetmiştim, benim büyüdüğüm eve her gün gazete alınırdı. Çünkü babam tüm gündemi gazeteden takip ederdi. Hafta sonlarında ise okuma saatleri daha da uzardı, hafta içi okumaya vakit bulamadığı yazıları okur, haftayı öyle bitirirdi. Hatta bize de “Okunmamış her gazete yenidir. ”derdi. Amacı okuduklarından bir şeyler öğrenmek olan çok insanın takip ettiği bir felsefe imiş bu meğer, yaşım ilerleyince öğrendim.

Aslında babam bu topraklarda yaşayan, bu kültürün insanının bir temsilcisi. Bizim toplumumuzda gazete özellikle hafta sonlarında hem bilgilenmek, hem biraz keyif yapmak hem de bulmacalarını çözmek için  alınırdı. 1989 senesinden 2002 senesine dek yayınlanmış “Bizimkiler” dizisinden hatırlarsınız. Apartman görevlisi Cafer Efendi’ye verilen siparişlerde her dairede sıcak ekmek ve  gazete ortak elemandı. Hatta resimli gazete diye, dergi sipariş ederlerdi.

Benim üniversitedeyken alışkanlıklarım arasında kütüphanede ders çalışmak vardı. Çevremde benim gibi çalışan, okuyan insanlar görmek beni daha da heveslendirirdi. Bu sebeple neredeyse günlük rutinim olarak Ankara’daki Milli Kütüphane’ye giderdim. Oradaki gazete arşivi hâlâ aklımda. Her bir gazete adına yıllık olarak düzenlenmiş kalın ciltli kitap haline getirilmiş gazeteler olurdu. Buraya geçmiş yılların gazetesini okumaya gelen müdavimler olduğunu görmüştüm. Bazen de bir konuyu araştırmak için gelenler olurdu. Günümüzde ilerleyen teknoloji ile o gazeteler arasında bir konuyu araştırmak artık çok kolay. Anahtar kelimeler ile arama yapıp hangi gazetenin hangi sayısında geçtiğini bulup dakikalar içinde okumaya başlayabiliriz.

Bizim kıraathanelerimiz yani okuma evlerimiz vardır Anadolu’nun her yerinde. Büyük şehrinden tutun da en ücra köye kadar. Buralar eskilerde edebiyat okunan ve tartışılan yerlermiş. Gelen kişiler buralarda sıcacık çayını içerken kitabını, gazetesini okurmuş.  Zaman içinde okuma azalmış, sadece içecek içilen yer haline gelmiş kıraathaneler. Eski filmlerde yüksek sesle okunan gazeteyi çayını yudumlarken dinleyen insan kalabalıklarını görmüşüzdür hepimiz.

Benim ülkemde gazeteyi takip etmenin başka amaçları da vardı. Günlük gazetelerle kupon biriktirilir ve karşılığında ürün alınırdı. Bu sayede Ana Britannica ve Meydan Larousse ile neredeyse yurdum insanının hepsinin evinde ufak çaplı bir kütüphane oldu. Hatta bu yolla çocuklarına mutfak çeyizi alanların sayısı da azımsanmayacak kadar çok. Bazen de gazeteye ek olarak bir ürün hediye edilirdi. Size de Ayşegül yazımda çocukken gazeteciye gidip gazete alma heyecanımı anlatmıştım.

Gazete bizi birbirimize bağlayan güzel bir folklor. Sadece spor haberi verenleri de var, sadece magazin haberi verenleri de. Zamanla isimler değişti, arttılar azaldılar ama hep varlar. Bugünlerde de işte şu an elinizdeki telefon ve tabletlerle okuduğunuz elektronik gazeteler aldı yerini. Böyle olunca da koca koca medya sahipleri internetin gelmesiyle tirajlarında çok büyük kayıplar yaşadı; ancak günümüzde eskisi kadar okunmamasının başka sebepleri de var. Eskiden gazete okunurdu; çünkü içinde okunacak çok şey vardı. İnsanların görüşleri farklı da olsa kendisine uymayan fikirdeki gazeteleri de okur, fikir sahibi olurdu. İster gazete sahibi olsun, isterse iktidardaki yöneticiler olsun gazeteci özgür düşünür, kendi fikrine uyan doğruları her zaman rahatlıkla paylaşabilirdi. İşinden olma kaygısına düşmez veya belli kitlelere sevimli görünme duygusuna kapılmazdı. Ergenlik yıllarımızda gazetecilerin sahip olduğu o havalı civalı ‘sarı basın kartları’ ise biz gençlerin gözlerinde ışıldardı. Çünkü o sarı basın kartlarına sahip olan gazetecilerin giremeyeceği hiç bir yer yoktu. Hak edilmiş bir ayrıcalıkları vardı, hem üniversiteyi kazanması hem okuması hem de sahada çalışması oldukça emek isteyen bir süreci kapsıyordu. Bir kez gazetenin kokusunu içine çeken bir daha bırakamaz derlerdi. Tartışma programına katılan gazetecilerin birbirleriyle kıyasıya fikir yarışları ise tadına doyulmaz deneyimdi biz seyirciler için. Benim gibi ergenliğindeki yeni nesil çok güzel fikirler edinirdik. O yıllarda sayısala olan yatkınlığım nedeniyle  gazeteci olmayı düşünememiş ama gazetecilik okuyan arkadaşlarıma gıptayla bakmıştım. Her dönem zor olan meslekler vardır, gazetecilik de bunlardan biri. Her zaman doğrudan yana olmak, kaybetme pahasına doğruları söylemek için biraz da yürek yemek gerekir. Ağır bedelleri vardır, doğrucu olmanın: bazen dışlanma, bazen işini kaybetme, bazen de ne yazık ki özgürlüğünü yitirme.

‘10 Ocak Gazeteciler Günü’ olunca her mesleği olduğu gibi gazeteciliği de layıkıyla icra eden tüm çalışanları hatırlamam gerektiğini düşündüm. 

Sevgiyle kalın!

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Copyright © 2020 Tüm Hakları Saklıdır. Akhisar Kulis Haber Sitesinde yer alan tüm eserler (yazı, resim, görüntü, fotoğraf, video,vb.) kaynak gösterilmeksizin kullanılamaz.